29 Mart 2013 Cuma

Sesleniş


Yolu ve yolculuğu seven kendime sesleniyorum…

Yolu sever insan
oğlu çünkü hiçbir yere ait değildir yolcu, yoldadır sadece. Kendiyledir, kendini tanıyabilme fırsatıyla baş başadır. Kimi de sevmez. belki de bu sebeptendir sevmemesi; kendiyle baş başa kalmak istemez, bişilerle yüzleşmek istemez ama ben madem seviyorum! Yolcu olmayı ve yolculuğu çok seven biri olarak kendıme sesleniyorum….

Hayatta bir yolculuk değil mi? Ve sen de bir yolcu bu geçici süreçte… Artık kalıcı bir yer gibi görmeyi bıraksan hani şu dünyayı…. Dünyalık olmayı bıraksan… yolculuktan zevk alan gibi zevk alsan hayattan her anıyla kendını ve dolaysıya Rabbini tanımaya calıssan…


Yoldaki seni oyalayan şeyleri bırakıp gidebilsen mesela…  takılıp kalmasan birçok şeye… gereğini yapıp ilerlemek le mükellefiz hani sahip olmak ve hep kazanan olmak için değil ki…

Ahh


Şu kim 500 milyar isterden tutun da ona benzer nicelerinde bahsi geçen paranın ve yarısmacı vatandaşın elindeki önce verilmiş (gibi gözüken) parayı kaybedince üzülüp hatta aglaması sahnesini hep ilginç ve tarjikomik bulmuş biriydim.

Oldukça gülünç gelirdi a be salak zaten o para senin değildi ki hayali bişiydi neyi aldında neyi kaybettin diye dalga geçerdim kendi kendime hatta çogu kez inanamazdım gerçekten mi üzülyorlar bunlar ya diye yüzlerindeki mimiklerin sahteliğini ölçerdim. Evet evet yapardım…


Ki…. Az evvel okuduğum bir hayyam rubaisine kadar…. Aradım aradım ama o bulamadım tekrar o dizeleri. Şöyle bir şeydi hafızamdan ve lisanımdan ötürü af ola…



Diyordu ki dünyada üzülüp durma zaten elinde değillerdi ki hepside geçiciydi. O dizeleri okuduğum an benim içimden ekrandakilere güldüğüm anlar geldi gözümün önüne… dedim a be salak işık sende üzülüp durursun hakkaten dünyadaki sahip olduğunu sandığına yada olamadığına…

 ne farkın kaldı senin o gülünç bulduklarından söylesene hadi… Kendimi fark ettim sanıp gülmüşüm asıl gülünç olan benmişim hemde ne ala gülünç… 

Yürümek


'' Ben bu şehri yağmurlu olduğu için sevmedim
Sokaklarında dilenen insanlar var diye ne de.
Yalnızca bir cümle: yalnızlar süreksiz kaçkındır
Acıyla işbirliği yapanların topraklarından. 

Kalbim kalabalığa girince nasıl dayanılmaz duvarlara çarpar
Hızla geçen manzaralara takılıp kalırsa
Bir kelimenin bedeli bu şehirde, çekip gitmekse ancak
Ardımda hep ululanmış bir seçim
Ama ben buna katlanamıyorsam

Çıkıp yürürüm, yürümek; bir aslan kesilir şehrin içinde
Direnmeye gücüm yetmeyebilir

Kalkıp gene yürürüm,
Sancaksız aşkım yürümek,
Ve bu şehre yağmur yağdığı için değildir sevgim
Ama yağmurda ıslanmak vatanımdır benim. ''

27 Mart 2013 Çarşamba

Karanlık



Karanlık insanı ferahlatır mı? Ferahlatmaz mı hiç? En güzel sığınak ve dahi kuytulardır karanlıklar.

Kuranda ''bürüyüp örten geceye'' der. geceye atfedilen bu sıfat mıdır acaba insanı rahatlatan. bürüyüp örtmesi bizi kavraması, kavranmışlık hissi midir bizim sığınmak istediğimiz... ya da noksanlığımızı örtmesi midir?


Gece... karanlık olduğu için gece değil midir? ve bizler geceleri dinlenmeye geçmez miyiz? çekiliriz kendi köşemize; günün yorgunluğunu yogunluğunu atmak için geceyi isteriz. 


Gece gece yürüyüşe çıkmak daha bir güzeldir bahar ve yaz aylarında... düşüncelerden sıyrılmak için yürür de yürürüz saatlerce o karanlıkta... gölgeler bizi izler biz gölgeleri... gündüzün kalabalığındaki kargaşa yoktur çünkü karanlıktır insanların bakışları üzerinize dikilmez, göremezler cisminizi, sadece varlığınızla varsınızdır karanlıkta. 


Televizyon ve sigara




Sigara içmek ve televizyon seyretmek 

şairin devriye nöbeti-ismet özel Tok Kurda Puslu Havadan kitabından alıntıdır.

Bugünün dünyasında insanların hiç tedirgin olmaksızın yapageldiği iki şey. türkiye de televizyon programlarının mazisi eskilere dayanmadığı için sigara alışkanlığı ile yan yana konulamaz ama kısa bir süre sonra o da bir çok insan için bir alışkanlık, tuhaf bir ihtiyaç olacaktır. 


İnsan bünyesinde yaptığı tahribat açısından sigarayı, menfi kültürel etkisi bakımından da televizyonu kötüleyen birçok sözle, yayınla karşılaşmışızdır. bunlar insan sağlığı ve zihni şartlandırması bakımından ciddi,tartısılması gereken meselelerdir elbette. ama ben bugün bu iki meselenin insan şahsiyetine yaptıkları etki bakımından gösterdiğikleri paralellik üzerinde durmak istiyorum. 


Gerek sigara gerekse televzyon insanlar için bir avunmabir teselli vasıtası olmaktadır. sigara büyük insanlara beşiğin bir bebek üzerindeki etkisini yapar. nasıl bir bebek sallanarak sersemletilir ve sakinleştirilirse, yetişkin bir kişide sigara ile teskin olur. çünkü sigara aynı anda eli, dudakları,burnu gözleri meşgul eder . el dudakburun ve göz arasında kurulan bu ağ gerçekte sersemletici uyuştururcu bir zaman parçası kazandırır kişiye.



İnsan sigara içerken sigara ile söz konusu uzuvları arasında belirlenmiş bir semte taşınır. bu semtin sokaklarında yürümeyi daha önceden talim ettiği için rahatlar. işte sigaranın teselli eden yanı insanın kendini hayat karşısında acemi hissettği durumlarda aşina olduğu davranıştan medet umması şeklinde ortaya çıkar bir çok kimsenin tartışma sırasında çok sigara içmesi bundandır. çünkü bir tartışma durmadanyeni bir durumlara intibakı gerektirir, tiryaki aşina olduğu meşguliyeti yedeğine almadan bu durumlarla başa çıkamaz. 


Televizyonun teselli vasıtası oluşu da yine gözleri ve kulakları aynı anda meşgul edişindendir. televizyonun sersemletici etkisi daha büyüktür. çünkü insan çok daha pasif bir konumdadır. televizyonun evde seyredilmesi uyuşturucu etkisini yoğunlaştırır. sinema salonunun karanlık oluşu ve yabancı insanların mevcudiyeti kişide belli bir uyanıklığın muhafasını mümkün kılar. oysa evin rahatlığı içinde televiyon bir çerez atıştırmanın kayıtsızlığına benzer bir kayıtsızlıkla adeta emilir. 
Sigara ve televizyonun diğer bir ortak yanı da hayatın zorluklarından kaçan insan için birer sığınak görevi üstlenmeleridir. can sıkıcı dururmlar karşısında hemen bir sigara yakılması, işyerinin meselelerinden pahalılıktan bunalmış bir adamın alelacele televizyonun karşısına geçip oturması gündelik hayat karşısında mağlubiyeti kabulun gizli itiraflarıdır. 
Sigara ve televizyon çağdaş insanın kendi ayakları üzerinde duramayışının birer işaretidir. insan meselelerin üstneüstüne gidip onlara şerefli bir mahluk olmanın vekarı içinde çözüm bulamayınca kendini kapıp koyveriyor. şahsiyetini tamamlama konusundatitizik gösteren insanın bu iki belaya karşı tedbirler alması zaruri görünüyor bana. nasıl? sanıyorum danışarak. meselenin tehlike arzettiğinde düşünce birliğine varıldığı takdirde hiç olmasa belli bir dost çevresinin bu iki şahsiyet düşmanı nesneyi en azından kendileri yönünden zararsız hale getirebilirler. 
‘'hersey bitti de, uğraşılacak bir bunlar mı kaldı?'' diyeceksiniz biliyorum. zaten ben de bu yazıyı bugün siyasi konular yasak dediler de onun için yazdım.  05.06. 1977/ yeni devir 

21 Mart 2013 Perşembe

Özleyesim var


Özleyesim var…

Evet yanlış duymadınız; özleyesim var. İnsanın özleyesi olurmuymuş ya özler yada özlemez özleyesi olmakda ne demek derseniz eğer şöyle tarifleyeyim.

Neyi neden kimi yada nereyi özlediğimi bilmiyorum. Tarifleyemiyorum tam olarak… ama içimde bişilere özlem duyduğumu hissediyorum…

İnsan özlediği şeyi bilince düşünür hayal eder ister dile getirir, şu! Der, diyebilir… lakin şu! Diyemiyorsa eğer susar kalır öylece boynu bükük. İçimde bişiler oluyor evet ama susuyorum.

Neye nereye sızlanacağımı dahi bilmiyorum ki tarif edemeyince…

Hoş, başkasına sızlanmaya mı gerek var ey akıllı mahluk! Rab ne güne duruyor değil mi? Belkide o yüzden bilmiyorum. Sadece RAB diyebilmek için…



alakalı alakasız dipnot:


'' Aramak kaybolmuş olan için ise, aranan ile bulunan şey aynıdır. Ancak aranan, bilinmeyen ama varlığı sezilen bir şeyse durum; parçalar arasında bir ilişki arama yoluyla bütüne ulaşma çabasına dönecektir. '' diye bişi okudum bugün makalede bunları düşündükten sonra- makalenin adı '' tasarımda ara bölge arayışları ''.


hımm bütün... tek... birlik...  parçalar...




20 Mart 2013 Çarşamba

Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak_M.Akif




Atıyı karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa , emınım budur ancak!
Dünyada inanmam hanı görsemde gözümle
İmanı olan kimse gebermez bu ölümle
Ey dipdiri meyyit! ''iki el bir baş içindir''
Davransana eller de senın başta senindir!
His yok, hareket yok , acı yok... Leş mi kesildin?
Hayret verıyorsun bana sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin niye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin yoksa ümidin mi yüreksiz?

Atıyı karanlık görüvermekle  apıştın
Esbabı elınden atarak yes'e yapıştın!
Karsısında ziya yoksa ,sağından , ya solundan
Tek bir ışık olsun buluver.... Kalma yolundan.
Alemde ziya kalmasa, halk etmelısın, halk!

Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!
Herkes gibi dünyada henüz hakk-ı hayatın
Varken, hani herkes gibi azminde sebatın?
Ye's öyle bataktır ki, düşersen boğulursun.
Ümmide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
Azmiyle , ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
Me'yus olanın ruhunu, vicdanını bağlar
Lanetleme bir ukte-i hatır ki: çözülmez...
En korkulu cani gibi yes'in yüzü gülmez!
Madam ki alçaklığı bir ye's ile sirkin
Madam ki ondan daha melun daha çirkin
Bir seyyie yoktur sana; ey unsur-u iman,
Nevmid olarak rahmet-i mev-udu Hudadan,
Hüsrana rıza verme!.. Çalış!... Azmi bırakma!
Kendin yanacaksan bile evladını yakma!
Evler türek olmus ötüyor birsürü baykuş...
Sesler de: '' Vatan tehlikedeymiş.... Batıyormuş!!'
Lakin, hani, milyonları örten şu yığından
Tek kal da ''yapıssam...'' demiyor bir tarafından!
Sahipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.

Feryadı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar
Uğraş ki: telafi edecek bunca zaman var
Feryad ile kurtulması me'mul ise haykır!
Yok,yok! Hele azmındeki zincirleri bir kır!
'' iş bitti.. Sebatin sonu yoktur! '' deme, yılma!
Ey milet-i merhume, sakın yes'e kapılma!

Mehmet Akif Ersoy



Bu şiirin bendeki yeri ve önemi büyüktür heryere yazıp zikreylediğim gibi buraya da yazmasam ayıp olurdu sanki... mazur görün...

16 Mart 2013 Cumartesi

Burhan_Niyazi Mısri ks.


Derman arardım derdime derdim bana derman imiş
Burhan sorardım aslıma aslım bana burhan imiş

Sağ u solu gözler idim dost yüzünü görsem deyu
Ben taşrada arar idim ol can içinde can imiş

Öyle sanırdım ayriyem, dost gayridir ben gayriyem
Benden görüp işideni bildim ki ol canan imiş

Savm u salat u haccile sanma biter zahid işin
İnsanı-ı Kamil olmağa lazım olan irfan imiş

Kanden gelir yolun senin ya kande varır menzilin
Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvan imiş

Mürşid gerektir bildire Hakkı sana hakkel-yakin
Mürşidi olmayanların bildikleri güman imiş

İşit Niyazi'nin sözün bir nesne örtmez Hak yüzün
Hak'tan ayan bir nesne yok gözsüzlere pünhan imiş 

Geçinme Belası_Akif


Ömr-i giranmayederin sarf şüd
§  Sâdî *
Yazın ne yiyeyim,kışın 'ne giyeyim" derken
Değerli ömür böylece harcanıp gitti:

Doksan senelik ömre,İlâhî,bu mu gâyet?
Bilmem ki ne âlem bu cedel-gâh-ı maîşet!
Allahım! Doksan senelik ömrün sonucu bu mudur?
Bilmem ki bu geçim kavgası verdiğimiz dünya nasıl bir alemdir.

Korkunç oluyor böyle hakîkatleri, gerçek,
Sa'dî gibi bir asr-ı fazîletten işitmek
Korkunç oluyor böyle hakikatleri, gerçek,'
Sadi gibi bir fazilet yüzyılından işitmek.

Sa dî o kadar felsefesiyle, hüneriyle,
Fikrindeki hürriyet-i fevka' l-beşeriyle
Sadi o kadar felsefesiyle, bilgisiyle,
Fikrindeki insanüstü hürriyetiyle

Esbâb-ı maîşet denilen kayda girerse,
Yâd etmesin âzâdeliğin nâmını kimse.
'Geçinme sebepleri 'denilen telaşa girerse,
'Yâd etmesin ' özgürlüğün adını kimse.

İnsan ki çıkar perde-i adem mektûm-i ademden,
Tâ sahne-i hestîde zuhûr ettiği demden,
Yokluğun gizli perdesinden çıkmış olan insan
Ta varlık sahnesinde göründüğü andan,

'İkmâle kadar fâcia-i devr-i hayâtı,
Atlatmaya mahkûm ne mühlik akabâtı!
Bir trajedi olan hayat devresini tamamlayana kadar,
Ne ölümcül tehlikeler atlatmaya mahkumdur.

Zannetme ölüm şahsına bir kerre muhâcim ...
Bin kerre olur günde o düşmenle müzâhim .
Sanma ki ölüm şahsına bir kez saldıracaktır'...'
O düşmanla günde bin kere boğuşulacaktır.

Âvâre beşer sâha-i gabrâya düşünce,
Etrafına binlerce devâhî üşüşünce
Başı boşinsan yeryüzü sahasına düşünce,
Etrafına binlerce felaket üşüşünce

Meydan mı bulur râhatı esbâbını celbe?
Başlar o cılız kolları dünya ile harbe !
Meydan mı bulur rahatı sebeplerini gereklerini elde etmeye
Başlar o cılız kolları dünya ile savaşmaya!

Kaynar güneşin âteşi mihrâk-ı serinde;
Karlar buz olur hep beden-i bî-siperinde.
Kaynar güneşin ateşi beyninin odağında;
Karlar buz olur hep savunmasız bedeninde.

Medhûş nigâhında köpürdükçe denizler;
Beyninde bütün dalgalar öttükçe mükerrer;
Dehşete uğramış gözlerinde denizler köpürdükçe;
Beyninde bütün dalgalar art arda öttükçe;

Sâhilden uzansam, der, eder tayy-i merâhil;
Lâkin onu bilmez ki uzaklar daha sâil:
Sahilden kurtulsam, der, mesafeler aşar;
Lâkin onu bilmez ki daha saldırgan uzaklar:

Dağlar o nihâyetsiz olan silsilesiyle,
Ormanlar o dünyâyı tutan velvelesiyle,
Dağlar o uçsuz bucaksız sıralanışıyla,
Ormanlar o dünyayı tutan uğultusuyla,

Emvâc-ı serâbıyle, vuhûşuyle bevâdî,
Her hatve-i azminde olur ye'sine bâdî.
Çöller serap dalgaları ve vahşi hayvanlarıyla,
Her azimli adımında onu ümitsizliğe düşürür.

Fevkınde semâvâtın o ecrâm-ı mehîbi;
Pîşinde zemînin o temâsîl-i acîbi;
Üzerinde göklerin o heybetli cisimleri;
Önünde yeryüzünün o garip nakışları;

Bîçâreyi medhuş ederek her nefesinde,
Muztar bırakır mün'adim olmak hevesinde.
Zavallıyı dehşete düşürerek her nefesinde,
Çaresiz yok olmayı istemek zorunda bırakır.

Lâkin bu heves bir heves-i dîgere mağlûb:
İnsan yaşamak hırs-ı cibillîsine meclûb.
Lâkin bu istek bir başka isteğe yenilir:
İnsan doğuştan gelen bir hırsla yaşamaya tutkundur.

Her devresi bir devr-i azâb olsa hayâtın,
Râzîsi değildir yine bir türlü memâtın!
Hayatın her dönemi olsa da bir azap dönemi,
Kabullenmek istemez yine de bir türlü ölümü!

Ömr olsa da binlerce tekâlif ile meşhûn,
İnsan yaşamaktan yine memnun, yine memnun!
Hayat şartları binlerce sıkıntı ile dolu olsa da,
İnsan yaşamaktan yine memnun, yine memnun!

Artık neye mevkûf ise te'mîn-i bekâsı,
Yalnız ona masrûf olur âvâre kuvâsı.
Artık neye bağlıysa hayatını sürdürmenin yolu,
Yalnız onun için sarfeder perişan kuvvetlerini.

Durmaz boğuşur bunca muhâcimlere rağmen,
Düşmez o mesâî denilen seyfı elinden.
Durmaz boğuşur bunca saldırılara rağmen,
"Düşmez o çalışma denilen kılıcı elinden.

Ecrâm-ı mehîbi ister ki soğuklarda ısınsın;
Bir dam çatarak her gece altında barınsın.
Çıplaktır o, ister ki soğuklarda ısınsın;
Bir dam çatarak her gece altında barınsın.

İster yiyecek şey, giyecek şey, yakacak şey ..
Bin türlü havâic daha var bunlara der-pey.
İster yiyecek şey, giyecek şey, yakacak şey...
Bin türlü ihtiyaç daha var bunların ardı sıra gelen.

Âvâre beşer işte bu bâzâr-ı cihanda,
Her gün yeni bir kâr peşinden cevelânda.
Başıboş insan işte bu dünya pazarında,
Her gün yeni bir kazanç peşinde koşmakta.

Maksad bu kadar dağdağadan bir yaşamaktır...
Lâkin bunun altında ne maksad olacaktır?
Bu kadar uğraşmaktan tek amacı yaşamaktır...
Lâkin bunun altında başka ne amaç olacaktır?

Heyhât, onu idrâk için i'mâl-i hayâle
Yok vakti: Bütün demleri mevkûf cidâle!
Yazık, bunu anlamak için hayâlini işletmeye
Yok vakti. Bütün zamanı kavgaya ayrılmıştır,

İnsan ki onun rûh ile insanlığı kâim,
Dâim oluyor cisminin âmâline hâdim;
Aslında insanın insanlığı ruha bağlıdır,
Ancak o, daima cisminin hizmetindedir.

Gelseydi eğer rûhunu i'lâya da nevbet,
Anlardı nedir, belki, hayâtındaki gâyet.
Ruhunu yükseltmeye de sıra gelseydi eğer,
Belki anlardı hayatının amacı nedir.

Bir anladığım varsa şudur:
Hâlik-ı âlem,
Hilkat kalıversin, diye bir ukde-i mübhem,
Bir anladığım varsa şudur: Alemin yaratıcısı,
Yaratılış anlaşılmaz bir düğüm olarak kalsın diye

Daldırmada insanları hâcât-ı hayâta,
Döndürmede ezhânı bütün başka cihâta.
insanları hayatın ihtiyaçlarına daldırmakta;
Zihinleri bütün bütün başka yönlere çevirmekte.

Ömrün öteden berk-süvârâne şitâbı,
Iyşin beriden lâzım-ı bî-hadd ü hesâbı,
Bir yanda ömrün şimşek gibi geçip gitmesi
Bir yanda yaşamanın sınırsız ihtiyaçları

Göstermede dünyâya, nedir maksad-ı Hâlik ...
"Kimden kime şekvâ edelim biz de şaşırdık!"
Göstermede dünyaya, nedir Yaradan'ın maksadı...
"Kimden kime şikâyet edelim biz de şaşırdık!

Tereddüt


Bugün; her ne kadar dertsiz tasasız gayet iyi bir gün geçirmiş olsamda aklımda endişe duyduğum derslerim yapmam gereken araştırmaları düşündükçe acaba yapabilir miyim diye düşündüm birkaç kez…

 acaba yetişecek mi… acaba öğrenecekmiyim, acaba geçebilecekmiyim…  bu düşüncelerle gelmiştim eve… kii… dedim bu haftanın konusu Kalem suresini okuyayım.  Her zaman, okuduğum Kuran’ın her farklı okunan zamanında farklı bir noktasından bana etkilemesi apayrı bir lezzet verir bana... Bende içimde yaşadığım bu tereddütü ve sonrasında ümidi sizlerle paylaşmak istedim.

Kuran’ı Kerimin ilk inen suresi geçen hafta konustuğumuz Alak suresi ‘’oku!’’  buyruğuyla başlıyordu. İkinci ayetinde de Allah u Teala tarafından yazı aracı olan kaleme ve kalem ehlinin onunla yazdıkları üzerine yemin edilmiş  bu  sureninde adı olan ‘’Kalem’’ suresinde… İslam’ın okuma yazmaya, bilme ve yazılı kültüre verdiği önemi göstermesi açısından oldukça anlamlıdır.

Peki; benim endişelerim de ilim üzerine idi. Acaba? Şüphesi düşmüştü içime… 

Kalem suresi 48. Ayet te ‘’Sen Rabbinin hükmüne sabret; şu balığın arkadaşı gibi olma’’.

‘’Burada Rabbinin hükmünden maksat Hz Muhammed’ e verilen peygamberlik ve dini tebliğ görevidir veya Allah’ın inkarcılara mühlet vererek onlara karsı Peygambere olan yardımını ertelemesidir. Balığın arkadaşı ise Yunus peygamberdir. Hz peygambere Allahın verdiği görevi sabırla yerine getirmesi emredildikten sonra Yunus’ a atıf yapılmakta ve Rasulullah’a onun hatalı davranışını tekrar etmemesi telkin edilmektedir. Çünkü Yunus, tebliğ ettiği dini halkın hemen kabul etmediğini görünce sabır ve azimle görevine devam edeceği yerde, halkına kızarak ülkeyi terk etmiş, bir gemiye binip denize açılmış yolda fırtına çıkmış, yolcuların bir kısmının denize atılması karar verilince çekilen kurada Yunus’un şansına denize atılmak düşmüştü Fakat denizde bir balık tarafından tutularak boğulmaktan kurtulmuş sahile bırakılmıştı. Yunus Allahın rahmetiyle kurtulup, emriyle ülkesine dönüp peygamberlik görevine dönmüştü. Fakat onların imana geldiklerinden habersiz olan yunus belirttiği azabın vaktinde gerçeklemediğini görünce kendisinin alay konusu olacağını düşünerek kızgın bir halde kavminden ayrılıp gitmiştir. Burada Yunus peygamberin kıssasına değinerek Hz. Muhammed sav uyarılmakta Mekke müşriklerinin  kendisine gösterdiği muhalefete kızıp da ümitsizliğe kapılmaması ve peygamberlik görevini sürdürmesi telkin edilmiştir. ‘’

Rabbim ümitsizliğe düştüğüm(üz)de bu kıssa vesilesiyle tereddütsüz(!) teslim olabilmeyi  O’nun yolunda ve O’nun ilmini öğrenmek maksadıyla bu yolda sebatla yürümeyi nasip etsin…

 Bize elimizden geleni en güzeliyle yapma azmi ve istikrarını versin gerisini Allah cc ‘a tereddütsüz bırakabilme olgunluğu ve erdemi nasip etsin.

 Maksadımız zafer kazanmak değil, yolculuğu O’nun yolunda tamamlayabilmek…  Bu bilinçle yolcu olabilmeyi nasip etsin inşallah…

Selametle…


Zummer Suresi 53.ayet :

'' DE Kİ: Allah şöyle buyuruyor; Ey kendilerine yazık ederek haddi aşmış kullarım! Allah'ın sevgi ve merhametinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. O çok bağışlayıcıdır, sevgi ve merhametle dopdoludur; bundan hiç süpheniz olmasın.''