16 Haziran 2014 Pazartesi

dert misin?

"ben nur diyorum, sen çamur anlıyorsun.
 ben seni aşka davet ediyorum, sen beni ateşe salıyorsun.
 gerçi hoş ateşinde yanmak da var yazgımda ama yaktığın ateşlerden büyük ateşlerde yanmaya yan çizeceksen  ben niye yanayım?
 ben aşk diyorum sen "aşk olsun" diyorsun.
 ben gönül diyorum sen gölgelerin peşinde yol alıyorsun.
 uslan artık yüreğim,
bir derdim olmalı ki bin dermana değişmeyeyim. şimdi sen söyle, dert misin?"

Şems-i TEBRİZİ

her şey zıttıyla inkişaf eder

evet evet... herşey ama herşey zıttıyla açıklığa kavuşur ve var olurken biz sadece ve sadece bir yönünü işimize geleni isteriz bencilce ve bilinçsizce...

gece olmasa gündüz olmaz
acı olmasa tatlı olmaz
dert olmasa sonunda ulaşılacak bir huzur olmaz.
soğuk olmasa sıcak diye birşey olmaz.
korku olmasa güven duygusu olmaz.
fakirlik diye bişi olmasa zenginlik olmaz.
az olmasa çok olmaz.
üzüntü keder olmasa mutluluk olmaz.

her an ama her an doğduğumuzdan beri sırıttığımızı ve çevremizdeki herkesinde sırıttığını düşünün...

herhangi bir normal mimik hatta klasik bir karakter halini alacaktır bu durum ve belkide sırıtmak nedir bilmeyeceğiz herkesde her an var olan birşey çünkü. fark edilmeyen birşey halini alacaktır. düşündüm de o sebeple üzüntü ve keder var belki mutluluk ve tebessümü açıklığa kavuşturmak için.

daha da ilginci biz sadece birini istediğimizde aslında ikisini birden istiyoruz çünkü biri olmadan diğeri olmuyor. hep bir gün huzur ve mutluluk bizi bulsun istiyoruz ama demiyoruz ki onun olabilmesi için önce sıkıntı çekmeliyim. isteğimiz olacak belkide ama sıkıntısını çekerken neden sıkıntı var diye inliyoruz bilinçsizce...

a be akıllım sen istemedin mi mutluluğu sıkıntının ardından gelecek olandır o işte... bu sabırsızlık ve bencilce sadece istemek neden... mutluluk sıkıntıyla var olan birşeyse ikisini ayırmak ne mümkün...

hep isteriz tatlıyı huzuru güveni mutluluğu en iyisini daha da dahada iyisini... ne kadar çok iyi istersek o kadar da büyük sıkıntısı olmaz mı halbuki... bunu göze aldık mı isterken... isterken tamam katlanacam dedik mi sabretcem diye uğraştık mı ki de şikayet üstüne şikayet bir umutsuzluk ve mutsuzluk peyda olmuş...

bu çelişki neden anlam karmaşası neden... insan neden hep ister ve sadece hep bir yönüyle bencilce ister...

dipnot: cogito sözlükte de eklidir.

1 Haziran 2014 Pazar

Kendimden kaçmak...

Nasıl kendimden kaçarım?
Hiç kendinizden delicesine.kaçmak istediğiniz olmadı mı? Beyninizi yiyip bitiren o düşüncelerden kalbinizi ağırlaştıran ruhiyeti halinizden ve bu ve daha bir çok kendinide sevmediğiniz nice hallerden koşarak kaçmak istemediniz mi? Onca insandan,
Toplumdan kaçarken ben kendime yakalaniyorum peki ya kendinden nasıl sıyrılır insan?
Bir zaman hayli derinden hissettiğim bir arzuyken bu kendinden kaçmaklık, sonra ali şeriatini  4 zindanından sonuncusu insanın kendi zindanı ile tanışmış içimdeki korku katrelendikçe katrelenmişti.
Frithjof schuon ise ip ucu vermiş adeta:
" insanın 'Tanrı'yı zikretmesi' aynı zamanda kendisini unutmasıdır. Tersinden söyleyecek olursak, ego, Tanrı'nın unutulmasının bir tür kristalleşmesi, netleşmesidir. "
Kendimi unutmakçün Rabbi zikr... aslında düşündüğümden kolaymış... uygulamalı o vakit!
En azından bu kendinden kaçmaklık duygusunu her hissettiğimde anmalı Yaradanı diymi?

Posted via Blogaway