Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi.... (Kuşların nağmeleri yerine ümidin suskunluğunu....)
31 Ağustos 2017 Perşembe
'Kendine Doğmak'
24 Şubat 2016 Çarşamba
Being a loser...
Dwayne: I wish I could just sleep until I was eighteen and skip all this crap-high school and everything-just skip it.
Frank: Do you know who Marcel Proust is?
Dwayne: He's the guy you teach.
Frank: Yeah. French writer. Total loser. Never had a real job. Unrequited love affairs. Gay. Spent 20 years writing a book almost no one reads. But he's also probably the greatest writer since Shakespeare. Anyway, he uh... he gets down to the end of his life, and he looks back and decides that all those years he suffered, Those were the best years of his life, 'cause they made him who he was. All those years he was happy? You know, total waste. Didn't learn a thing. So, if you sleep until you're 18... Ah, think of the suffering you're gonna miss. I mean high school? High school-those are your prime suffering years. You don't get better suffering than that.
" Miss little sunshine "
***
@biryudumkitap
Paulo Coelho - Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım
...
Kendini tehlikeye atmaktan korkan kişiye ne yazık! Çünkü o kişi belki de hiç düş kırıklığına uğramayacak ve peşinden koşacak bir düşü olanlar kadar acı çekmeyecek. Ama dönüp de arkaya baktığında (Çünkü her zaman, sonunda dönüp arkamıza bakarız.), yüreğinden şu sözcüklerin döküldüğünü duyacak: "Tanrı'nın, yaşadığın her güne ektiği mucize tohumlarını ne yaptın? Yaradan'ın sana bağışladığı yetenekleri ne yaptın? Hepsini bir çukura gömdün, çünkü onları yitirmekten korkuyordun. İşte, şimdi elinde kalan, yaşamını yitirmiş olmanın kesinliği.”
Bu sözleri duyan kişiye ne yazık! Mucizelere o anda inanacak, ama varlığının büyülü anları geçip gitmiş olacak.
...
10 Mayıs 2015 Pazar
"Fıtratın dili"
Nazan bekiroğlundan alıntıdır.
" Kadın (Sadece Bir Sahnede/Peçesini indirmesiyle)
Daha düne kadar yüzüm açıktı sana. Aramızda masumiyet ihlaline dair bir hece yoktu. Çünkü senin farkında olmadığım gibi benim farkımda olduğunun da farkında değildim. Ama şimdi bir bilmek halindeyim ki yüzüm, keskin inen bir satırın gürültüsünde, her şeyi karanlığa boğan bir perdenin düşüşü kadar ani ve kesin, senin yüzüne kapalı bundan böyle.
Çünkü beni fark ettiğin anda ve bunu benim de bildiğim anda ne senin senliğin ne de benim benliğim kalır. Geriye sadece içimizde taşıdığımız Âdem ve Havva ve aramızdaki ezel olasılığı kalır. Bu yüzden şimdi sadece yüzümü değil kalbimi de her an izleyen bir çift göze dair terbiyeyle, aramıza bir uçurum koyuyorum. Senden kaçıyor, kendimi senden gizliyorum.
Ama. Aşkın koşulanda değil kaçılanda, açılanda değil kapananda olduğunun da bilgisindeyim. Peçemi örterek açıyorum sana kapılarımı. Dahası ezeli bir bilginin ürpertisi yüzüme sinerken aramıza bir senlik ve benlik davası sokuyorum. Seni ben karşısında tanımlıyorum yani. Sana yer veriyor, baha biçiyorum. O dairede kendimi tamamlıyorum. Senden gizlenerek seni sen, beni ben yapıyorum. Böylece benim için taşıyabileceğin bütün anlamların farkında olduğumu da beyan ederek benim kadın senin erkek olduğumuzu yüzüme indirdiğim şu peçede aşikâr ediyorum. Bu halimle seni bir mümkün olarak gördüğümü itiraf ediyor, senle ben arasındaki bütün ihtimallere evet diyorum. "
7 Mayıs 2015 Perşembe
Teslimiyet
İnsan Allaha öyle teslim olmalı ki onu öldürmeye gelen kişi onda hayatı bulsun. Katilinin hayat sebebi olacak insan. ALLAHA Teslim olmak demek bu demek!!
Dipnot; Diriliş Ertuğrul dizisinden alıntıdır.
Rab böyle bir teslimiyet nasib eylesin. Pusu kutanların tuzak kuranların hayat sebebi olmayı nasib eylesin inşallah.
Posted via Blogaway
27 Ocak 2014 Pazartesi
Izdırap
Izdıraplar hep bekleyişlerin ürünüdür. ''
Ali Şeriati
Apansız hiçbir şeye sahip olmamak... ''Fight club'' filminden hatırlarsınız... evi, her şeyi bir anda yanıyordu. Hiçbir şeyi kalmıyordu sonrasında değişimin bu sahneden sonra olduğunu hatırlayınız. süregelen sisteme isyanlar bu noktadan sonra başlamıştı. 'kendi olmaya ' işte bu noktadan sonra başlamıştı.
İşte bu söz bana o sahneyi hatırlatır. Aslında hep sahip olmak isteriz hatta sahip olamadıkça hayıflanır üzülürüz. Hatta ve hatta sahip olamamızdır bizce üzüntümüzün nedeni... Filmde evin yanmadan önceki halini gösterirken her bir eşyada etiketler vardır barkotlar.. işte bu etiketlerin tutsağı olmaktır var olduklarımız bizi özgürlüğümüzü kısıtlar... hiçbir şeye sahip olmayan başröl işte bu noktadan sonra kendini güçlü hissetmeye ve sesini duyurmaya sisteme karşı çıkmaya başlar.Düşünürüm o gücü... hiçbir şeye sahip olmamama gücüne... ne yaman çelişkidir içimdeki deli gibi onu bunu isterken... bir yandan da kurtulmak isterim. Kaçışlarım için sorundur çünkü sahip olduklarım. beni durduran yegane şeyler...
Sabit bir evim olmasındansa karavan sahibi olmak isterim o yüzden... yada yok yok o bile fazla... illaki başını sokacak bir yer olur, bulur insan... ama işte onu bunu da taşımak istiyorum ve gezdikçe hayli yorulduğumu hissediyorum. :) komik değil mi.... aslında bu da bir tür çelişkinin ürünü. Tam olarak özgür olamayışımın müsebbibi. hala orda bir yerde içimde sahip olmayı düşündüğüm ayrılamayacağımı düşündüğüm şeyler var ki taşımak istiyorum kendimle beraber... oysa umarsızca çıkabilseydim yola...
'' into the wild '' filmini hatırlayın... her şeyini bırakıp çıkmıştı dağlara bayırlara. yapabilir miyim öyle bir şey diye ne çok sınadım kendimi. Ailemin benden beklentilerini diplomamı her şeyi bir bir önlerine koyup, ben gidiyorum diyebilir miydim? Neydi beni engelleyen? Neyin tereddütüydü bu kadar isterken... Bu kadar arada kalmışken... alışkın olmadığına mı adım atmak? zora mı düşmek? hadi ama... kolaya bile kaçamıyorsun ki sen... alışkanlıklarını gözardı eden biri de değilsin hani... hep farklı bir arayıştı hani aradığın...Film de ki society şarkısı da aynı şeyi dile getirmiş bakın;
''you think you have to wantmore than you need
until you have it all you won't be free ''
http://www.youtube.com/watch?v=pRUGvArWXLk
Yok her yiğidin harcı değildir çekip gidivermeler...
Unutma ki beni burada tutan her bir şey beni gün be gün daha çok içine alacak...
6 Nisan 2013 Cumartesi
Zerkalo ve Uçuşan fikirler
Şöyle ki her bi tarkovsky filmi izlediğimde bir iki gün
kendime gelemiyorum. Ve filmi bitirdiğim anda öylece durup bir düşünüp bu filmde
neydi şimdi diye tarifsizlik ruh hali içine giriyorum. Sonrasında ifadelerim
toparlanmaya ve olayı anlatmaktan çok şunları hissettim acaba şu da bu muydu
kileri sorgulamaya başlıyorum.- O bir kızıl ağaç
‘’ Genelde insanları tanırız, Tarlanın ortasında çalıların arkasında belirir belirmez! ‘’
Dücane cündioğlu şunları der
gerçekler için; Ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum?... (1939) ‘’
Şuan hatırlayamadığım bir başka yazıda da; ‘’ama dan öncesi bir hiçtir! ‘’ diyordu.
Bir de unutmadan Kuş metaforu vardı anlayamadığım;
açıklayamadığım belki özgürlüğü anlatıyordu ama çocuk giderken sürülürlerken
şapkasına konmuş olan kuş adamın hastanedeki yatağında bucağında gözüküyor
yeniden ve salıveriliyor. Aslında yakalanırken de kaçmamıştı oysa, özgürlük
demek de olmaz gibi. Salıverilmek özgürlük müdür? Olmamalı bence. O zaman bu
başka bir imge daha bizlere sorgulatan ve kendimizde aratan…10 Mart 2013 Pazar
Stalker_
Film bittiğinde cümleleri kafadaki soruları nasıl toparlayacağınızı bilemediğiniz bir etkisi var. kafanızı allak bullak etmeye yetecek derecede güçlü. yani şu şudur dedirtmiyor film bir sürü soru işareti bırakıyor. en çok dikkatimi çeken şeylerden bahsedeyim kısaca… Tutku hakkında geçen düşünceler oldukça dikkatimi çekti mesela; herkes tutkuyu bir haz olarak değerlendirir hata bilirsiniz bisküvisi bile var ve reklam tamamen tutkunun hazzını anlatır. ancak bu filmde dikkatimi çeken şey tamda burası diyorki ‘' tutku bir duygusal enerji değildir insanların ruhlarıyla dış alem arasındaki çelişkidir aslında''.
İstedikçe isteriz çelişkiyi deştikçe artar; bu istek acaba haz aldığımızdan mıdır duygusal bir açlık mıdır yoksa kendimizi tanımak için bilmek isteme arzusu yada tanımlayamadığımız iç ve dış arasındaki bağlantılardaki sorunlar mı?
peki tutku bir arzu değil midir yani? eğer filmdeki gibi çelişkiyse çelişkiye acıkan bir insanoğlu… biraz garip gibi; toparlayabileceğimi sanmıyorum şuan bunun gibi aynı cümleler etrafında dönen tonlarca soru sorulabılır.
Başka bir noktaya geçeyim sizi sıkmadan belki de saçma bir nokta takıldığım yer *
Kuru tünel diye adlandırılan şelaleli geçit alanının insanoğlunun şakası olduğundan bahsedilmiş. komik mi trajik mi… insanoğlu o kadar çok şaka yapıyor ki aslında… ve bir çoğumuz kuru denildi diye dibimizden geçen şelaleyi göremeyip kuruymuş gerçekten diyebilecek kadar aptallaşıyoruz
Filmin iz bulurken kullandıkları metaforları ve iz sürüş biçimleri bir sonraki adım için gelebilecek tehlike için sürekli bir tetikte olma hali ve hep bir metaforla öncesinde deney yaparak ilerlemeleri; ulaşmak isteyenlerin birinin kimyacı birinin yazar olması ve olaylar hakkında ilerlerken kendi iç dünyalarında bişileri sorgulamaları bana yoğun bir şekilde küp filmini hatırlattı nedense….
Her şey olabilir herkesin dediği doğru olabilir ama orada tek bir kişi var ki orada var olmaya çalışıyor. o bu şu olmak bişiler bulmak değil belki de sadece varolmayı hissetmeye çalışıyor stalker bunu nereden hissettim dersek yüz ifadesi olarak stalkerin filmin basından sonuna kadar olan sahnelerinde hep bir acı ve telaş varken tek huzurlu gözüktüğü sahne yürüyüşe cıkıyorum dediği an yere yatıp orayı hissettigi ve sonrasında çıçekler açmaya başlamış dediği repliğinde ki içindeki heyecanıydı. o sahneler dışında hep bir endişe telaş acı hissetmiştir stalker.
Akifin insan şiiri var okudukça okuyası gelir insanın yine hatırlattı vesselam ve tekrar okudum bir kısmını buraya aldım ama siz bi tekrar baştan sona okuyun, tavsiye ederim ;
taharrîden usanmazsın, teâlîden teâlîye
atıldıkça, atılsam şimdi, dersin, başkaâtîye!
araştırmaktan usanmazsın, bir yükseklikten başka yüksekliğe çıktıkça,atılsam şimdi dersin başka bir geleceğe.
senin en şanlı eyyâmında, en mes´ûdhâlinde
bir istikbâl-i dûra-dûr vardır hep hayâlinde.
senin en şanlı günlerinde, en mutlu hâlinde,
daha uzak bir gelecek vardır hep hayâlinde.
bütün esrâr-ı hilkatten haberdâr olmak istersin,
bu gaybistân-ı hîçâ-hîçten kurtulmakistersin!
yaratılışın bütün sırlarını bilmek istersin,
bu hiçlerden ibaret gayb âleminden kurtulmak istersin!
meâdın, mebdein, hâlin ki üç müdhiş muammâdır...
durur edvâr-ı müstakbel gibi karşında hep hâzır.
sonun, başlangıcın, bugünün ki üç müthiş bilmecedir...
durur karşında gelecek devirler gibi hep hazır
koşarsın bunların sevdâ-yı idrâkiyle durmazsın,
hakîkatten velev bir şemme duymazsan oturmazsın
koşarsın bunları anlamak sevdasıyla durmazsın,
hakikatin kokusunu az da olsa almadan oturmazsın.
serâir perde pûş-i zulmet olsun varsın isterse...
düşürmez düştüğün yeldâ-yı hirmanrûhunu ye´se:
sırlar karanlık bir perdeyle örtülmüş olsun isterse....
düşürmez uğradığın mahrumiyet gecesi ruhunu ümitsizliğe:
emel, meş´al-keşin, bir reh-nümâhem-râhın olmuşken,
tehâşî eylemezsin sîne-i deycûragirmekten.
emel meş'alen, bir kılavuz da yoldaşın olmuşken,
çekinmezsin karanlıkların içine dalıp girmekten
gelip bir gün tecellî etse mâhiyyât-ımasnûat,
taharrîden geçer, bir dem karâr eyler misin? heyhât!
bir gün gelip ortaya çıksa yaratılmışların mahiyeti, araştırmayı bırakır,
bir an durur musun? heyhât!
aklıma gelmişken…. aradıkları odada telefon ve elektriğin olması da ilginçti ve dahi telefondan profesörün odanın yakınlarında oldugunu bildirmesi. bişilerin arayışında olan insanlar bir yandan da birilerine bildirme ihtiyacı hissediyorlar çok enteresan değil midir... kendı merakları kendı sorguları kendileriyle alakalı oysa ulaştım meramıma erdım dıyebilecekken arama ve söyleme isteği de çok tanıdık ve bir o kadar da garip geldi bana.
İnsanlar neden bildirmek isterler ki...
Yanlız kalmak istediğimde hem insanlardan kaçtığım hemde nedense telefonumu başımdan ayırmadıgımı farkettım yalnız kalmak isterken ınsan neden baskasına ihtiyac duyar ki? bu istek beni sinirlendiriyor kendime kızmama neden oluyor nedense... neyse...
Ve yine fimin sonunda tutku dan bahsetmiş dahası arzu dan! bizdeki arzu bir hazken film ‘'arzunun acılı ve kasvetli çağrısı'' diye nitelendirerek bitirmiş filmi…
25 Şubat 2013 Pazartesi
Tek kuş!
'' İnsan kendi kafesini taşıyan tek kuştur ''
http://www.myspace.com/video/vid/100452806#pm_cmp=vid_OEV_P_P
Benim filmi izlerken zihnimde oluşanlar şöyle;
Oldukça manidar her sn si lakin; başlangıçta ki her şeyden önce farkındalık! hususu oldukça önemli.
Neyse filmdeki başrolün hareketleri yabancı bir yere girmesi, sorgulamaya başlaması merakı, merakına yenik düşen insanıntedinginliği ve hatta çıktıgı terastan tekrar ıcerı kaçması ılk basta... davranısları bası olmasa dahi hissettirirmiş bizlere.
Neyse onu demeyecektim ben aklıma gecen bız ve ıkbal kıtabından alıntı yaptıgım noktalar yani özgürlük kısmı geldi yani birileri özgr bırakınca değil sanki kendi özgürlüğü için çabalayıp kendi serbest bırakınca kuslara yakalanmadan salıverdı bilmem sacma bi baglantı ama aklıma o satırları getirdi yeniden; lakın bu noktada tam istenilen bu muydu bitti özgür derken; filmin son sahnesi bir başka manidar kısım...burayı nasıl açıklayabilir peki??
balon bizim ruhumuzdur, varlığımızdır. ikisinin de yukarı çıkması tesadüfi değildir. zira ruh da balon gibi o en mütekamil noktaya çıkar ve sıkışır. yukarı çıktıkça ruh, aşağıda kalan beden sıkışır ve daralır. o yüzden bilmek ızdırabı arttırır. hakikatr kapı açmak isteyen, ateşler içinde yanmayı göze almalıdır. hatta patlamayı, infilak etmeyi. zelilce yaşamaktansa güzelce ölmeyi.
özgürlük, kolektif ruh patlamasıdır çünkü...
özgürlüğü öz'ün gürlemesi olarak ele alır ismet özel. tarihin ilk köle isyanının kahramanı olan spartaküs'ün hikayesi de bu minvalde değerlendirilebilir. pink floyd'un another brick in the wall klibi vardır, hatta youtube'da türkçe altyazılısı da vardır. izlemenizi isterim. eğitimin öğütücü ve tektipleştirici yanıyla insanları birer fabrikasyon ve robot olarak standardizasyona tabi tuttuğunu anlatır. sosis makinesinin üstünde akan şeritte öğrenciler vardır kızlı erkekli. hepsinin fiziksel özellikleri farklıdır ve banttan kaydırılarak makinenin üstündeki delikten düşürülürler. alt tarafa iner makine ve bunca farklı insanın aynı özellikte sosisler olarak makineden çıkartıldığınj görürüz. işte bu film, özgürlüğün bu dönüştürülücü temalı çıkmazını ele alır.
bravo, farkındalık. özgürlüğe(cüzi tabiki bu özgürlük, zira insan esaretini bildikçe özgürdür. demokrasi ya da liberalizm sınırsız özgürlüğü savunur. islam da özgürlüğü savunur fakat kendi çizdiği hudutlar dahilinde) gidilen yolda ilk uğranılması gereken duraktır farkındalık. bataklıkta herkesin battığı bir çağda yaşamaktayız ve gitgide batmaktayız. bu bataklıktan çıkmanın ilk yolu bataklıkta olduğunu ve batmaya yüz tuttuğunu farketmektir. çırpınmaya başlaması kolların, bu farka varışın ardından gerçekleşir.
filmdeki farka varış ve farkında oluşun altının kalın ve sarih puntolarla çizilmeyişinin sebebi, bu farkındalığın determinist yani sebebe dayalı bir şey olmadığı, aksine fıtri ve insanın kendisinde bulunan bir köz olduğunun anlatılmasından sadır olur. insan bu közü ya yakar ya da yakmaz, tüm mesele bu.
sinemazingo.com'da size okuttuğum bir yazı vardı. michelangelo antonioni'nin il desertı rosso(kızıl çöl) filmi üzerine. orada modern insan ile barbar insan arasındaki farka dikkat çektiğim satırlara ve kazancakis'in yeniden çarmıh geriliş kitabından alıntıladığım iki kuş üzerinden özgürlük hikayesi iktibasına tekrar göz atmanızı tavsiye ederim.














